Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan aldatılmışlık hissi bir yandan da İsrail’in, Hamas’ın kontrolü altında bulunan Gazze’ye son dört gündür giriştiği şiddetli saldırıların yüzlerce masum insanın ölümüyle sonuçlanmasına, her insanın duyabileceği vicdan sızlamasının dışa vurumu şeklinde sert tepki gösterdi.
Erdoğan, İsrail’in saldırılarını, bir “insanlık suçu” olarak nitelerken “Bu, Türkiye’ye karşı da saygısızlıktır” dedi.
Erdoğan kendisini aldatılmış hissediyordu, zira geçen hafta Türkiye’yi ziyaret eden İsrailli meslektaşı Başbakan Ehud Olmert, Gazze’ye saldırıda bulunmayacaklarını söylemişti.
Dönemin başbakanı Bülent Ecevit de, İsrail’in Filistinlilere yönelik orantısız güç kullanımıyla bağlantılı bir başka saldırısına karşı, bu ülkeyi, Filistin halkına soykırım yapmakla suçlayarak tepkisini göstermişti.
İsrail’in Filistin topraklarına yönelik orantısız güç içeren saldırılarına karşı, savunduğu politik görüş ne olursa olsun Türk siyasi liderlerinin tepkisi bir hayli sert olabiliyor.
Arada kaynayan bir gerçeği de belirtmekte yarar var. İsrail, altı aydır devam eden ateşkesi, –radikal Hamas güçlerinin topraklarına yaptığı roketli saldırılarına misilleme olarak- yaklaşık dört gün önce sonlandırıp Gazze’yi şiddetli ateş altına aldı.
Ancak, bu misilleme saldırısında İsrail’in orantısız güç kullanması ve şu ana değin 60’ı sivil 350’ye yakın kişinin ölmesi, Türkiye’de de tepkilere yol açtı ve gösterilerle kınanıyor.
Göstericilerin attıkları sloganlar arasında, Türkiye’nin İsrail ile askerî işbirliğini askıya alması gibi yaptırımlar uygulaması talepleri de bulunuyor.
Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, önceki gün düzenlediği basın toplantısında, bir gazetecinin, Türkiye’nin geçen perşembe günü (İsrail saldırılarından yaklaşık bir gün önce) İsrail ile imzaladığı yaklaşık 167 milyon dolarlık silah alımı anlaşmasını, tepki olarak iptal edip etmeyeceği sorusuna, İsrail’in Gazze’ye yönelik devam eden saldırıları ile bu konu arasında bir bağlantı kurulmaması gerektiği mealinde bir yanıt vermekle yetindi.
Anlaşmayı imzalayan İsrailli firmalar, kendi basınlarına Türkiye ile yaptıkları silah anlaşmasını duyurmasalar bizim bu anlaşmadan haberimiz olmayacaktı, bu arada belirtelim.
Anlaşma, Türk Hava Kuvvetleri’ne gece ve gündüz şartlarında gerçek zamanlı olarak yani anında istihbarat bilgilerinin ulaştırılmasında önemli bir yetenek kazandıracak.
İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdıkları dönemlerde Türkiye’de, bu ülke ile yapılan silah işbirliğinin kesilmesi şeklinde yaptırım uygulanması beklentilerinin artması doğal. Zira, Türkiye’nin İsrail ile silah anlaşmaları yaptığı kimi zamanlar hep sorunlu oluyor.
Türkiye, envanterindeki 170 adet Amerikan M60 A1 tanklarının yenilenmesini öngören yaklaşık 1 milyar dolarlık tank anlaşmasını, 2002 yılında, İsrail’in Filistin’e yönelik şiddetli saldırılarının gerçekleştiği bir sırada bu ülke ile imzalamıştı.
Dönemin hükümeti ve TSK’ya karşı, tank anlaşmasının yapılmasına yönelik basında yer alan tepkiler bugünkünden çok daha sert olmuştu. Bunun bir nedeni, tank anlaşmasının, Türkiye’nin çıkarları gözetilmeden imzalandığı iddialarının ayyuka çıkmasıyken diğer nedeni de anlaşmanın zamanlaması (İsrail’in yoğun saldırıları) olmuştu.
Dönemin genelkurmay başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, basında tank anlaşmasına yönelik çıkan sert eleştirilere, “Analarından Yahudi düşmanı olarak doğanlar...” şeklinde anlamsız bir tepkiyle yanıt vermişti.
Oysaki eleştirilerin önemli bir kısmı, tank anlaşmasının İsrail ile imzalanmasının zamanlaması ve bu proje etrafında dönen ve ciddiye alınması gereken şaibe iddialarıydı.
Neyse tank olayı, Kıvrıkoğlu’nun toplumu sindirme şeklinde tezahür eden tepkisiyle birlikte kapandı gitti.
Bugüne dönersek eğer, Türk-İsrail askerî ve silah sanayiinde işbirliği, oyun kuralına göre oynandığı sürece yalnızca İsrail’in değil Türkiye’nin de ulusal çıkarlarına hizmet eder nitelikte.
Tabii ki Türkiye, ulusal savunma sanayiini akıllı politikalar ile çoktan ileri düzeye çıkartmış olsaydı İsrail dahil yabancı ülkelere mevcut durumdaki kadar bağımlı olmazdı. Ama bağımlı.
Kamuoyu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısına karşı Türkiye’nin silah yaptırımı ile bu ülkeyi bir ölçüde caydırabileceğini düşünüyorsa aynı şekilde, “Biz niye onca askerî harcamaya karşın başka ülkelere yüksek oranlarda bağımlıyız” sorusunu da sorma bilincine erişmiş olması gerekiyor.
Türk-İsrail askerî ve silah ticaretindeki işbirliği, kamuoyunun tahminlerinin üzerinde derin bir nitelik taşıyor.
Boşuna, dönemin genelkurmay başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 2004 yılında İsrail’i gizlice ziyaret edip, bu ülkeden PKK konusunda istihbarat işbirliğini yoğunlaştırmasını istememişti.
25 yıldır terörle mücadele eden bir ülkeyiz, envanterimizde ne uydu sistemi var ne de istihbarat bilgileri toplanmasında etkin silahlardan olan insansız hava araçları bulunuyor.
Durum böyle olunca da, bize bu sistemleri verecek ileri teknolojiye sahip İsrail gibi ülkelerle işbirliği yapmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla, İsrail ile süren askerî ve savunma sanayii işbirliği, Ankara’nın ulusal çıkarlarına hizmet ediyor.
Cemil Çiçek’in önceki gün kendisine yöneltilen soru karşısında, İsrail ile son yapılan silah anlaşmasının misilleme olarak iptal edilebileceği yolunda bir sinyal vermemesinin altında, Türkiye’nin ulusal çıkarları yatıyor. Bir de tabii Türkiye’nin, savunma sanayiindeki kendi ihmalinden kaynaklanan geri kalmışlığı yatıyor.
Geçen yıl itibariyle Türkiye ve İsrail arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2,6 milyar dolar iken savunma sanayii işbirliğinin 1,8 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Böylece Türkiye silah alımları sonucu İsrail ile ticaretinde açık veriyor.
Anlayacağınız, Türkiye ve İsrail arasındaki askerî ve savunma sanayii işbirliği, zaman zaman ortaya çıkan siyasi anlaşmazlıkları etkilemeyecek kadar derin.
Bu haber toplam 718 kez okundu.
TEKNOLOJİ ÜLKESİ OLMAK
bu ülkede dansöze ,sarkıcı türküçü,futbolcusunu zengin ederseniz bu millet enayi değil bir firmada kuru ve düşük maaş ile calışmak için okumaya, yani işin kökü derinlerde ve gecmişte yatar. teknoloji üretecek insanlara bol para vermeden ülke teknolojik olarak gelişemez. dansöz ve şarlatanlık yapan sanatcı bozuntuları para kazanır hale gelirki biz öyle durumdayız
pan - 2009-01-07 10:10:10asker egemen oligarşik düzen?
sayın yazar kullandığınız şu cümle; "Türk-İsrail askerî ve silah ticaretindeki işbirliği, kamuoyunun tahminlerinin üzerinde derin bir nitelik taşıyor." bu cümlenizle kime hizmet ediyorsunuz? lütfen ilkeli ve vatansever olun, israilin taşeronluğunu yapmayın. genelkurmay başkanı neden milli savunma bakanına bağlı değil acaba!? neden bütün askeri ve stratejik değerlendirmeleri askeri otorite yapıyor? lütfen bunları sorgulayın.
mehmet bodrumlu - 2009-01-01 12:27:20










