Nazım’ı kim kaçırdı?
Memleket mi, yıldızlar mı, / gençliğim mi daha uzak? / Kayınların arasında / bir pencere, sarı, sıcak.’
Türkiye Cumhuriyeti, yazı ve şiir yazdığı için hayatını kararttığı Nazım’ı, bir de askere almaya çalışıyordu...
17 Haziran 1951 sabahı, elli yaşındaki Nazım’ın, ‘askerlik işini düzeltmek için’ sokaklara çıkması o yüzdendi...
Okumaya devam edelim: ‘20 Haziran 1951’de Romanya’ya vardığı Bükreş Radyosu’ndan öğrenildi. Akrabası Refik Erduran’ın kullandığı bir sürat motoruyla İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e açılmış, Bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir Rumen şilebiyle Romanya’ya gitmişti.
Oradan Moskova’ya geçmesi üzerine, Nazım Hikmet, 25 Temmuz 1951’de, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarılmıştı.’
***
Bundan yıllar önce... Bir yaz günü...
Babamla baş başa Cankurtaran’daki Kalyon Otel’de öğle yemeği yemeğe gittiğimizde, selamlaştığımız kişinin kim olduğunu ben de bilmiyordum... Nazım Hikmet’in yurt dışına çıktığı 1951 yılında Demokrat Parti Dönemi’nin ünlü Emniyet Genel Müdürü rahmetli Kemal Aygün’müş...Yemek ertesinde, beraber kahve içmeye aynı masada bir araya geldiğimiz o sohbette, babamın bir ara doğrudan Kemal Aygün’e:
-Nazım’ı siz kaçırdınız değil mi? diye sorduğunu hiç unutmadım...
Tabii Kemal Aygün’ün cevabını da:
-Solcularla tavla oynadık, demişti...
***
Aslında...
Nazım’ın gölgesi gibi peşinde dolaşan bir araba dolusu sivil polis varken kaçmasına imkán yoktu...
Muhtemelen de askere alınması halinde bunun ömrünün sonu olacağını bilenler ve bundan ürkenler, gitmesine yeşil ışık yakmıştı...
Ardından da yeryüzünde bilinen bir kaç Türk’ten biri olan Nazım, hiç utanmadan ve sıkılmadan vatandaşlıktan çıkartılmıştı...
‘Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı, sıcak.’
***
DP dönemi eski Emniyet Genel Müdürü’ne, ‘Nazım’ı siz kaçırdınız değil mi?’ diye soran babama, parlamentodayken Süleyman Demirel’in sorumluluğunda düzenlen linç tertibini de unutmam mümkün değil...
TBMM zabıtlarından izleyelim:
‘O zamanki Adalet Partisi hükümetinin İçişleri Bakanı Faruk Sükan kürsüde...
Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 15 kişilik grubunu Komünistlikle suçluyor.
Grubun içinden TİP Milletvekili Çetin Altan bakana, ‘böyle konuşamazsınız’ diye müdahale ediyor.
Bundan sonrası, şöyle:
İçişleri Bakanı Faruk Sükan:
- Çetin Altan siz, Türk mahkemelerinin mahkûm ettiği...
Çetin Altan:
- Evet...
İçişleri Bakanı Faruk Sükan:
- Názım Hikmet’i milli şair, vatan şairi olarak gösterdiniz mi?
Çetin Altan:
- En büyük şair idi Názım Hikmet. (AP sıralarından bağrışmalar, TİP sıralarına doğru konuşmalar.)
Başkan:
-Arkadaşlar, rica ederim, kavga çıkarmak için bahane arıyorlar. (TİP sıraları önünde dövüşmeler, TİP’lilerden de bağırarak AP’lilere karşı çıkışlar, yumruklaşmalar, bağırmalar ve bir karışıklık...)
Başkan:
-Celseyi tatil ediyorum.’
‘Celsenin kapandığı sırada saat gece yarısından sonra 1.55’tir. Tutanaklardaki ifadesiyle ‘dövüşmeler’, ‘yumruklaşmalar’ ve tutanaklara girmeyen ‘tabanca çekmeler’, ‘tabanca kabzasıyla vurmalar’, bir süre daha devam eder...
Çetin Altan, arkadaşlarının üstüne kapanmasıyla saldırıları daha hafif atlatır.
Yediği yumruklar ve tekmelerle vücudu yara bere içinde kalır, sağ gözünün görme yeteneği yüzde elli kaybolur.’
***
Nazım’ın Moskova’daki mezarını Çehov’unkiyle birlikte on bir yıl önce ziyaret etmiştim. ‘Sanki ölüler günündeyiz... Lenin-Puşkin... Ardından Nazım’ın mezarı... Nazım’ın yattığı mezarlık bilet alınarak geziliyor. Bir rehber gene önümüze düşüyor... Nazım’ın yattığı bu mezarlıkta bütün ünlülerin bulunduğunu öğreniyorum. Rehber merakımı ödüllendiriyor. Beni Çehov’un mezarına götürüyor.
Çehov’un hemen bir sıra önünde Gogol var... Yanında ise Stanislavski...
Grup ayrılırken, ben Nazım’ın başındaydım.
Taşına ‘Komünist şair’ yazmışlardı.
Türk devletinin, işçi sınıfının ideolojisi olan Komünizm’i umacılık gibi göstermesi, büyük bir şairimizi topraklarımızın dışına sürmüştü.
Belki de bu ilkel ve anlamsız korkuya ironik bir cevaptı, Nazım’ın mezar taşında yazan ‘Komünist’ sözcüğü.’
***
Başbakan Erdoğan’ın yeşil ışığıyla ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın girişimleriyle elli sekiz yıl sonra Nazım Hikmet’e ‘iadeyi itibar’ edildi ve vatandaşlığı geri verildi... Bence asıl itibarı yok olan Nazım’ı vatandaşlıktan atan devlet anlayışıydı...
Dünyadaki en tanınmış insanlarına zulüm eden bu devlet anlayışı, bu önemli adımla sona erer mi acaba?
Bilemiyorum...
Bilebildiğim, çağdaş bir ülkede doğsaydı baş tacı edilecek olan Nazım’ın hayatını kararttıkları...
***
‘Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında bir pencere, sarı, sıcak.
17 Haziran 1951 sabahı, elli yaşındaki Nazım’ın, ‘askerlik işini düzeltmek için’ sokaklara çıkması o yüzdendi...
Okumaya devam edelim: ‘20 Haziran 1951’de Romanya’ya vardığı Bükreş Radyosu’ndan öğrenildi. Akrabası Refik Erduran’ın kullandığı bir sürat motoruyla İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e açılmış, Bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir Rumen şilebiyle Romanya’ya gitmişti.
Oradan Moskova’ya geçmesi üzerine, Nazım Hikmet, 25 Temmuz 1951’de, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarılmıştı.’
***
Bundan yıllar önce... Bir yaz günü...
Babamla baş başa Cankurtaran’daki Kalyon Otel’de öğle yemeği yemeğe gittiğimizde, selamlaştığımız kişinin kim olduğunu ben de bilmiyordum... Nazım Hikmet’in yurt dışına çıktığı 1951 yılında Demokrat Parti Dönemi’nin ünlü Emniyet Genel Müdürü rahmetli Kemal Aygün’müş...Yemek ertesinde, beraber kahve içmeye aynı masada bir araya geldiğimiz o sohbette, babamın bir ara doğrudan Kemal Aygün’e:
-Nazım’ı siz kaçırdınız değil mi? diye sorduğunu hiç unutmadım...
Tabii Kemal Aygün’ün cevabını da:
-Solcularla tavla oynadık, demişti...
***
Aslında...
Nazım’ın gölgesi gibi peşinde dolaşan bir araba dolusu sivil polis varken kaçmasına imkán yoktu...
Muhtemelen de askere alınması halinde bunun ömrünün sonu olacağını bilenler ve bundan ürkenler, gitmesine yeşil ışık yakmıştı...
Ardından da yeryüzünde bilinen bir kaç Türk’ten biri olan Nazım, hiç utanmadan ve sıkılmadan vatandaşlıktan çıkartılmıştı...
‘Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı, sıcak.’
***
DP dönemi eski Emniyet Genel Müdürü’ne, ‘Nazım’ı siz kaçırdınız değil mi?’ diye soran babama, parlamentodayken Süleyman Demirel’in sorumluluğunda düzenlen linç tertibini de unutmam mümkün değil...
TBMM zabıtlarından izleyelim:
‘O zamanki Adalet Partisi hükümetinin İçişleri Bakanı Faruk Sükan kürsüde...
Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 15 kişilik grubunu Komünistlikle suçluyor.
Grubun içinden TİP Milletvekili Çetin Altan bakana, ‘böyle konuşamazsınız’ diye müdahale ediyor.
Bundan sonrası, şöyle:
İçişleri Bakanı Faruk Sükan:
- Çetin Altan siz, Türk mahkemelerinin mahkûm ettiği...
Çetin Altan:
- Evet...
İçişleri Bakanı Faruk Sükan:
- Názım Hikmet’i milli şair, vatan şairi olarak gösterdiniz mi?
Çetin Altan:
- En büyük şair idi Názım Hikmet. (AP sıralarından bağrışmalar, TİP sıralarına doğru konuşmalar.)
Başkan:
-Arkadaşlar, rica ederim, kavga çıkarmak için bahane arıyorlar. (TİP sıraları önünde dövüşmeler, TİP’lilerden de bağırarak AP’lilere karşı çıkışlar, yumruklaşmalar, bağırmalar ve bir karışıklık...)
Başkan:
-Celseyi tatil ediyorum.’
‘Celsenin kapandığı sırada saat gece yarısından sonra 1.55’tir. Tutanaklardaki ifadesiyle ‘dövüşmeler’, ‘yumruklaşmalar’ ve tutanaklara girmeyen ‘tabanca çekmeler’, ‘tabanca kabzasıyla vurmalar’, bir süre daha devam eder...
Çetin Altan, arkadaşlarının üstüne kapanmasıyla saldırıları daha hafif atlatır.
Yediği yumruklar ve tekmelerle vücudu yara bere içinde kalır, sağ gözünün görme yeteneği yüzde elli kaybolur.’
***
Nazım’ın Moskova’daki mezarını Çehov’unkiyle birlikte on bir yıl önce ziyaret etmiştim. ‘Sanki ölüler günündeyiz... Lenin-Puşkin... Ardından Nazım’ın mezarı... Nazım’ın yattığı mezarlık bilet alınarak geziliyor. Bir rehber gene önümüze düşüyor... Nazım’ın yattığı bu mezarlıkta bütün ünlülerin bulunduğunu öğreniyorum. Rehber merakımı ödüllendiriyor. Beni Çehov’un mezarına götürüyor.
Çehov’un hemen bir sıra önünde Gogol var... Yanında ise Stanislavski...
Grup ayrılırken, ben Nazım’ın başındaydım.
Taşına ‘Komünist şair’ yazmışlardı.
Türk devletinin, işçi sınıfının ideolojisi olan Komünizm’i umacılık gibi göstermesi, büyük bir şairimizi topraklarımızın dışına sürmüştü.
Belki de bu ilkel ve anlamsız korkuya ironik bir cevaptı, Nazım’ın mezar taşında yazan ‘Komünist’ sözcüğü.’
***
Başbakan Erdoğan’ın yeşil ışığıyla ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın girişimleriyle elli sekiz yıl sonra Nazım Hikmet’e ‘iadeyi itibar’ edildi ve vatandaşlığı geri verildi... Bence asıl itibarı yok olan Nazım’ı vatandaşlıktan atan devlet anlayışıydı...
Dünyadaki en tanınmış insanlarına zulüm eden bu devlet anlayışı, bu önemli adımla sona erer mi acaba?
Bilemiyorum...
Bilebildiğim, çağdaş bir ülkede doğsaydı baş tacı edilecek olan Nazım’ın hayatını kararttıkları...
***
‘Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında bir pencere, sarı, sıcak.
Bu haber toplam 266 kez okundu.
Döviz
Alış
Satış
Döviz
Parite
2011'e kadar evden arama bedava!Suudi Prens deli gibi para harcadı31 bin öğretmene atama müjdesi!Star TV'ye, 250 bin TL'lik yumruk!İstanbul'dan İzmir 3.5 saat olacakDört ayaklı ise ııhhEtin fiyatı artacak mı düşecek mi?İhracat 10 milyar dolara yaklaşıyorADSL'de sabit ücret kaldırıldı!İhanet belgesi nedir?AB krizi Türk patronları korkuttu!Türkiye, Avrupalı'ya parmak ısırttı25 GDO'lu daha soframıza girecekAsgarisini ödemeyene nakit freniYatırımcı dikkat: Yasaklıya af çıktı!
31 bin öğretmene atama müjdesi!Star TV'ye, 250 bin TL'lik yumruk!Suudi Prens deli gibi para harcadı25 GDO'lu daha soframıza girecekEtin fiyatı artacak mı düşecek mi?Doktorlar artık 1 saat az çalışacak!Asgarisini ödemeyene nakit freniADSL'de sabit ücret kaldırıldı!Irak'a sınır ötesi estetik operasyonuABD'de 5 banka daha kapandıOrtadoğu ile ticaret köprüsü atılıyorTürkiye'yi ''Yılın Ülkesi'' seçtiİstanbul'dan İzmir 3.5 saat olacakBenzin pahalı geldi gaza yöneldikPidenin fiyatı 1.5 Lira mı olacak?
01Ağustos










