Benim düşüncelerimi küresel finans krizine bir çözüm ya da çıkış yolu bulmaktan çok bir daha kriz yaratmayacak bir mekanizmanın piyasa sisteminin içine nasıl monte edilebileceği sorusu meşgul ediyor.
Hiç kuşkusuz şu sırada bu krizle uğraşan herkes asıl olarak ilk soruyla yani bu krizden nasıl çıkılacağıyla ilgili.
Bu krizden çıkmadan sonrakileri düşünmenin pek bir anlamı yokmuş gibi görünüyor. İşte bence yanılgı da orada başlıyor. Çünkü piyasa sistemi yarattığı krizlerden bir şekilde çıkış yolunu buluyor ama sistemin kriz yaratan mekanizması yeniden çalışmaya başlıyor.
Öteden beri iddia ettiğim gibi kapitalizm ya da günümüzdeki mahcup adıyla serbest piyasa sistemi, bünyesindeki çıkar, kâr ve oy maksimizasyonu birliğinin yarattığı bir işbirliğiyle ister istemez kriz yaratan bir mekanizmaya dönüşüyor.
Daha çok çıkar ya da kâr peşinde koşmak başlangıçta daha hızlı büyümeyi, bu da siyasetçi açısından oy maksimizasyonunu getiriyor ve büyümenin balonlara dayalı olup olmadığı gözden kaçırılıyor. Bu tür şişirme büyümeler, gerçek ortaya çıkınca birden bitiyor, hatta küçülmeye dönüyor. Ama hiçbir büyüme sonsuza kadar sürmeyeceği gibi hiçbir küçülme de sürekli olmuyor. O nedenle bir süre sonra sistem kendini onarıp yeni bir dengeye oturduğunda büyüme geri geliyor. Bu kez de böyle olacak. Yani bir süre sonra ABD’de resesyon sona erecek ve yeniden büyüme sürecine girilecek. Dünyanın geri kalanı da ABD’yi izleyecek. İyi güzel ama bir süre sonra yeni balonların şişirilmeyeceği, yeni finansal krizlerin çıkmayacağı nasıl garanti edilecek?
Bir başka ifadeyle kapitalizmin ya da serbest piyasa sisteminin yeni krizler yaratması nasıl önlenecek? Eğer kapitalizmin iç yapısında kriz yaratan bir mekanizma varsa bu nasıl değiştirilecek? Asıl sorunlar bunlar. Çünkü bu sorunlar çözümlenemediği takdirde belirli aralıklarla kriz yaşamaya, işimizi kaybetmeye, çocuklarımızın geleceğiyle ilgili endişelere kapılmaya devam edeceğiz.
Bazılarına göre, sistemin değiştirilmesi tek çözüm. Yani serbest piyasa sistemiyle krizsiz bir dünya oluşturmak mümkün değil. Bu görüşte olanlar ikiye ayrılıyor. Bir grup devlet müdahalelerinin sürekli olduğu, yani yarı kumanda yarı piyasa egemenliğinde bir sistemi savunurken diğer grup da piyasa sisteminin kendi haline bırakılmaması gerektiğini öne sürüyor ve serbest piyasa sisteminin yerini denetimli piyasa sisteminin alması gerektiğini savunuyor. Bazılarına göre piyasa sisteminin küreselleşmesi bir gerçek olduğuna göre mevcut sistemin onarılarak devam etmesi gerekiyor. Onlara göre piyasa sisteminden vazgeçilmesi demek küreselleşmeden vazgeçilmesi anlamına geliyor. Hiç kuşkusuz küreselleşmeyi hiç kabul etmeyen sosyalist görüşler de var. Onlar kapitalist sistemin ve onun özünü oluşturan piyasa ekonomisinin bir gün çökeceğini öne sürüyorlar.
Ben piyasa sisteminin kriz yaratan mekanizmasının, kuralların, gözetim ve denetimin, hatta politika belirlemelerinin küresel geçerlilik taşıyacak bir yapıya taşınmasıyla tedavi edilebileceğini düşünüyorum. Bugüne kadar olduğu gibi ABD, Japonya, Kanada ve önde gelen AB ülkelerinin kendi aralarında toplanıp aldıkları kararları dünyaya ve IMF’ye empoze etmelerinin sisteme küresel geçerlilik getirmeyeceğini savunuyorum. Yaşadığımız küresel krizin ABD’den başlayıp öteki gelişmiş ülkelere yayılmasına baktığımızda bu büyük ekonomilerin öteki ülkelere önerdikleri yapıyı kendi ülkelerinde kurmamış olduklarını görmemiz mümkün.
Eğer küresel bir piyasa sistemi içinde krizsiz yaşamak istiyorsak başta ABD olmak üzere bütün gelişmiş ülkelerin de en az gelişme yolundaki ülkeler kadar kurallara uymaları ve politikalarını bu standartlara göre yürütmeleri gerekiyor. Bunu sağlayabilmenin yolu ülkelerden ve onların parasal desteklerinden bağımsız bir kurumun varlığından geçiyor. Bu kurum, ABD Hazinesi’nin güdümündeki IMF olamaz.
Bu haber toplam 466 kez okundu.










