Türkiye, krizi fırsata çevirmek, yeni ihracat pazarları yaratmak, yabancı sermayeyi çekmek için kırk takla atıyor. Hazine'den sorumlu Bakan Mehmet Şimşek ise pazartesi akşam İran'a gidiyor.
Yine sınıfta kaldık! Geçmiş "kriz" tecrübelerini" hiçe saydık. Eğer, IMF anlaşmasını imzalamış, "Varlık Barışı" ve "Mevduata güvence" konusunda daha erken yol almış olsaydık çok rahat olacaktık. Küresel fırtınada güvenli liman arayan parayı bal gibi kendi evimizin içinde bulacak, fırsatları kaçırmayacaktık.
Geçmiş olsun!..
Artık yeni bir yoldayız. Öyle ya bu sıkıntılı süreci nasıl aşacağız? Ne yapmalıyız? Öncelikle, Türkiye'de iç pazar canlı olmalı! Arkasından dış pazar destek programı öne çıkmalı.
Niye demeyin! Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın 2007 yıl sonu itibariyle ilgili yaptığı "Sanayi envanter" çalışmasına bakın. Tablo ortada.
Türkiye'de toplam 2 milyon 10 bin 377 işletme var.
Bu işletmelerin aktif toplamı 1.5 trilyon, özsermayeleri 655 milyar YTL. Şirketler, 2007'de toplam 1.7 trilyon YTL ciro yapmış. Ticari kârları 98.6 milyar, kâr marjları yüzde 6 civarında. Diyeceksiniz ki; "Şimdi bu tabloda ne var?"
Elbette, buraya kadar her şey normal. Ama gerisi önemli.
Çünkü 2 milyon 10 bin 377 şirketin 1546'sı 98.6 milyar YTL olan toplam kârın yüzde 52'sini yapıyor. Bu şirketlerin aktifleri 100 milyon YTL'nin üzerinde. İstihdamın en fazla yüzde 5'i bu şirketlere ait.
Kısacası, 1546 şirket " büyük" balık. Büyük balıklar büyük ölçekli ve uzun vadeli yatırım yaptıkları için ortalama yüzde 8 amortisman ile ayakta kalıyor.
Diğer şirketler ise "küçük" balık. İstihdamın yüzde 95'i küçük balıklara ait. Geri kalan 48 milyar YTL'lik kârı aralarında paylaşıyorlar.
Üstelik yüzde 2025 civarında amortismanla ayakta kaldıkları için küçük ölçekli ve kısa vadeli yatırım yapabiliyorlar.
Büyük şirketler yüzde 65 iç, yüzde 35 dış pazara çalışıyor. Ayrıca ticaretin toplam ciro içindeki payı yüzde 91. Dış pazarın payı ise yüzde 9.
Bu ne demek?
İç pazar Türkiye'nin vazgeçemeyeceği kadar önemli.
Ekonominin ölçeği küçük, şirketlerin ciroları ve kâr marjları düşük!
Tasarruflar yetersiz!
Sermaye fukarası olan Türkiye, dış kaynak olmadan ayakta duramıyor. Yolunu bulamıyor. O yüzden iç pazar altın kadar değerli. Durgunluğa sürüklenmemeli. Bir an önce bütçeden KOBİ'lere kaynak ayrılmalı. Döviz tevdiat hesapları Merkez Bankası'ndan alınarak kamu garantisi altında bankacılık sistemine verilmeli!
Şimşek'in İran sınavı!
Artık İran pazarının patronu kendisi.
Çok değil, bir yıl öncesine kadar İran, Irak, Suriye, Rusya gibi ülkelerin patronu Dış Ticaret'ten sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'di. Nedense bu pazarlar Tüzmen'den alındı. Tüzmen, bu ülkeleri iyi bilir, çoğu liderle arkadaşlık ederdi. Bu ülke yöneticileri de Tüzmen'i severdi.
Şimşek, alınmasın ama ilk İran çıkarmasında, "çift pasaportlu" olması nedeniyle İranlıların kritik "Acem" sınavından geçecek!!!
Kısmi ambargo uygulanan İran, borcu olmayan bir ülke. Petrol ve gaz zengini. Satın alma gücü yüksek. Ermenistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Afganistan ile ticaret yapıyor.
Bu yönüyle 20 Ocak'ta Beyaz Saray'a yerleşecek olan Barack Obama'nın listesinde ilk sırada bulunuyor.
Dolayısıyla İran, Türkiye için daha da önemli oluyor.
Öyle ya, acaba bu konjonktürde Türkiye, İran üzerinden transit ticaret yapabilir mi? Dikkatinize!!!
Bu haber toplam 192 kez okundu.










