Güven” ve “İtibar” kavramları insanlık tarihi kadar eski olan iki önemli kavramdır. “Bu kavramlar taşıdıkları anlam derinliği itibari ile hem normal zamanlarda hem de içinde bulunduğumuz yakıcı kriz zamanlarında şüphesiz cemiyet hayatı ve ticari hayatın düzen ve ahenginin sürdürülmesinde çok büyük öneme sahiptirler.
Anadolu’daki tarihimize kadar uzanan Ahilik geleneğine sahip bir kültürün canlı ve müşahhas yapısını yüzlerce yıl yaşatmış bir millet olarak Türkler’in ticari hayatında ise doğruluk, dürüstlük, sorumluluk, güven ve itibar algısı yüksek değerleri temsilen modern zamana kadar günümüzün yazılı kurallarından daha etkin bir şekilde toplum hayatına yön vermekteydi.
Modernitenin hayatın tüm katmanlarına hakim olması, iletişimin baş döndürücü hızı, şehirlerin daha önce hiç olmadığı kadar kalabalık ve farklı kültüre sahip nüfusu barındırması; daha da önemlisi sosyal hayatın her geçen gün daha karmaşık bir yapıya bürünmesi tek tek bireylerde ve toplumda değer erozyonuna neden olmuş ve yüzlerce yıl toplumun hayatına yön veren değerler ve ahlak ilkeleri yozlaştırılarak unutulmaya terk edilmiştir.
Günümüzde yazılı olmayan ahlaki ilkelerin ve geleneğin ticari hayattaki rolünü her ne kadar yazılı hukuk kuralları almış olsa da bunların etkinlik ve ticari hayatın kalbine nüfuz açısından öncekilere oranla pek başarılı olduğu söylenemez. “Sözün senet olarak algılandığı” bir toplumdan artık bütün hukuki düzenlemelere rağmen, senedin veya çekin dahi senet fonksiyonu görmediği, hokkabazlığın, dolandırıcılığın, hırsızlığın, bencilliğin kol gezdiği bir platforma doğru kayan bir toplumun fertleriyiz hepimiz.
Büyük mutasavvıf Mevlana “İnandığı gibi yaşamayan , sonunda yaşadığı gibi inanmaya başlar” demiş. Bizim toplumumuz da yüzlerce yıllık birikimini ve değerlerini, yerine değer ikame etmeksizin modernlik adına bir tarafa atarak kendine değersizlik denizinde yol açmaya çalıştı; ancak nafile. Oysa bugün içinde bulunduğumuz “ küresel savruluş” anında bir kez daha sorumluluk hissi taşımanın, şeffaflığın, güvenin ve itibarın önemi ortaya çıkmış olup şark kurnazlığı ile atılacak adımların sonunun olmadığı görülmüştür. Yüksek ahlaktan mahrum bir şekilde sadece bencillik ve kişisel çıkar ağları üzerine kurulmuş olan modern dünya düzeni; bugün kökten sarsılmaya başlamış ve hallaç pamuğu gibi savrulmaktadır.
İçinde bulunduğumuz Küresel Krizde tüm dünyanın ihtiyacı olan şey yeniden “güven ve itibardır”. Bilindiği gibi kişilerin itibar sahibi olmadığı bir ortamda kurumsal itibardan bahsetmek mümkün değildir. Dolayısı ile ferdi itibarla kurumsal itibar arasında organik bir bağ vardır. Eğer kişiler ve kurumlar bolluk zamanında itibar edinmişler ise bu sermayeyi yokluk zamanında en güzel şekilde kullanabilirler. Aksi durumda ise kendi ecellerini kendi elleri ile hazırlarlar. Bu nedenle müflis tüccar durumuna düşmeden itibarı yönetme becerisini gösterebilmek büyük önem arz etmektedir.
Hayata bakışta, hayatı yorumlayışta, dünyayı algılayışta değerlerimiz var ise değerlerin kıymetini bilir ve onlara sıkı sıkıya sahip oluruz. Yoksa hayatın acımasız dişlileri bizi de öğütmekten geri durmayacaktır. Bu tasavvurla hareket edildiği zaman; ancak sürdürülebilir değer oluşturmaktan ve birikiminden bahsedebiliriz, yoksa değil.
tashih
Şeker üstadım, Azami seviyede müstefid olduğumuz makalenizin ,4.satır başında , herhalde sehven ne hataen istimal eylediğiniz "inandıkları ......"mealindeki kelamı kibar Romalı Celaleddin´e ait olmayıp Hz.Ömer´e aidiyeti tarihen mevsuktur. Bigilerinize arzeyleriz.
Kamberzade İbrahim Tavlusunî - 2008-11-23 22:16:44
