01 Ekim 2008 14:11
Günümüz dünyasında 6.5-7 milyar insanın ürettiği yaklaşık 60 trilyon dolarlık yıllık hasıla kadar bir hasılayı aynı zaman diliminde finansal araçlardan elde eden mutlu azınlık için bu kayıp oldukça büyük bir kayıptır.
Her geçen gün “Kelebek etkisini” artırarak devam eden krizin önünü kesmek ve reel ekonomiye daha fazla zarar vermesine mani olmak için kolları sıvayan ABD Hükümeti, Kongre'ye sunduğu kurtarma paketini şartlı da olsa kabul ettirmeyi başaracak. Önümüzdeki günlerde Temsilciler Meclisi’nde kabul edilmesi beklenen toplam 700 milyar dolarlık paketin başlangıçta 350 milyar doları serbest bırakılacak.
Fayda görülmesi halinde ikinci dilim 350 milyar dolar daha serbest bırakılacaktır. Kongre’nin eğiliminden de anlaşılacağı üzere Kongre üyelerinin krizin büyüklüğü ve belirsizliği karşısında alınan kararların etkililiğinden ve etkinliğinden şüphe duymakta oldukları açıkça gözükmektedir.
Bu durum , Mikhail Gorbachev tarafından “glasnost ve perestroika”, “açıklık ve yeniden yapılanma” olarak 1987 yılında tanımlanan iki kavramın ve yeni açılım politikalarının ardından 1991'de Sovyet Sistemi’nin çatırdaması ve dağılması ile şartsız ve evrensel bir şekilde liderliğini ilan eden kapitalist sistemin sonunun başlangıcı olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir.
Oysa 1989 yılında Francis Fukuyoma tarafından kaleme alınan “Tarihin Sonu” adlı makale, tüm dünyada ilgi uyandırmış ve rakipsiz bir şekilde Pax Amerikana’nın zaferini ilan etmekte idi. Yine Samuel Huntington tarafından 1993 yılında “Medeniyetler Çatışması” adı ile kaleme alınan ve sonradan kitaplaştırılan makalede de 21. Yüzyılda medeniyet olgusunun uluslararası ilişkilerde belirleyici unsur olarak öne çıkacağını; dolayısı ile de Batı Medeniyetinin diğer medeniyetleri yenmiş bir medeniyet olarak baskın karakter olacağını ve Batı'nın ortaya koyduğu değerlerindeki ekonomik sistem bunlardan en önemlisidir alternatifinin olmadığını cüretkar bir şekilde iddia ediyordu.
O günden bugüne baktığımızda sadece 15-16 yıllık bir zamanın geçtiğini ve kapitalizmin beşiğinde kapitalizmi en üst derecede temsil eden ve gıpta ile bakılan dev bankaların ünlü Transatlantik Titanic misali ya battığını ya da batmamak için formül arayışları içinde olduklarını görmekteyiz.
Dünya,1929 yılından beri tarihin kaydettiği en derin krizi yaşamaktadır. "Büyük Çöküş" adı ile tarihe geçen 1929 yılındaki krizde 50 milyon kişi işsiz kalmış, küresel ticaret bir anda yarı yarıya azalmıştı. Krizin iyice derinleşmesinin ardından binlerce bankanın batması ile Wall Street çalışanları maddi kayıplarının yanı sıra uğradıkları sosyal statü kaybı nedeni ile ruhsal sıkıntılara girmişler ve hatta bazıları intihara teşebbüs etmişlerdi.
21. Yüzyılda ise ortaya çıkan durumdan ötürü ABD’de nerede ise 20 milyon kişi karneye bağlanacak hale gelmiş, aşırı hırsları, egoları, kaprisleri, aç gözlülükleri, basiretsiz yaklaşımları nedeni ile krize neden olan kredi bankalarının CEO’ları ise uğramış oldukları ahlaki dejenerasyon ve erdemsizlik nedeni ile kurumlarının iflaslarını biriç masalarında takip etmektedirler. Erdemden, ahlaktan, kanaattan, kısacası yaratılışa has değerlerin yozlaşması sonucudur gelinen nokta. Bir başka ifade ile vandalizmin sonucu!
Geçmişten adam hisse kaparmış; ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsa idi; tekerrür mü ederdi!
Ege Cansen
İbrahim Kahveci
Eser Karakaş
Güngör Uras
Hurşit Güneş
Deniz Gökçe
Şükrü Kızılot
Şahin Nursaçan
Ayson Karabağ
Arzu Uğur
Yorum Yaz