KERAMET MEĞER HÜKÜMETTEYMİŞ

07 Ağustos 2008 20:26
Son 2 programın hedefine ulaştığını, programların başarılı bir şekilde bitmesinin yanında önemli sonuçlar da elde edildiğini bildiren Şimşek, ''Yani keramet, hükümetin kararlı uygulamalarında'' dedi.
Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğünü ziyaret eden Şimşek, AA muhabirlerine Türkiye'nin ekonomik gündemine ilişkin değerlendirmeler yaptı ve soruları yanıtladı.
Bakan Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF) İcra Direktörleri Kurulunun dün akşam Türkiye ile ilgili bir açıklama yaptığının hatırlatılarak, bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğine ilişkin soru üzerine, IMF'nin fon kaynaklarını çokça kullanan ülkelere yönelik bu tür çalışmalar yaptığını, Türkiye ile ilgili çalışmaların da tamamlandığını ifade etti.
''Hiçbir programın güçlü ve reformcu bir hükümetin yerini alamayacağı ortada'' diyen Şimşek, son bir kaç yıldır borç dinamiklerinin iyileştirilmesi, kamu finansman dengelerinin kalıcı bir şekilde düzeltilmesine yönelik çok önemli çaba gösterildiğini, önemli ölçüde de başarı sağlandığını vurguladı.
Şimşek, ''Dolayısıyla program o anlamda hedefine ulaştı'' dedi.
-''HİÇBİR PROGRAMIN (IMF PROGRAMI) GÜÇLÜ VE REFORMCU BİR HÜKÜMETİN YERİNİ ALAMAYACAĞI ORTADA''
Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, hiçbir programın (IMF programı) güçlü ve reformcu bir hükümetin yerini alamayacağının ortada olduğunu belirterek, ''Son 2 program hedefine ulaştı. Programların başarılı bir şekilde bitmesinin yanında önemli sonuçlar da elde edildi'' dedi.
Şimşek, ''Bizden önce yapılmış 17 tane program var, bu programların kalıcı kazanımlar edindirmediği ortada. Eğer bu son 2 program çerçevesinde Türkiye, önemli bir değişimden, gelişimden geçtiyse, bir takım kırılganlıklarını azalttıysa, bunda hükümetin bunu sahiplenerek, arkasında güçlü bir iradeyle durması vardır. Yani keramet hükümetin kararlı uygulamalarında'' diye konuştu.
Anadolu Ajansı (AA) Genel Müdürlüğünü ziyaret eden Şimşek, AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Dr. Hilmi Bengi'den AA'nın faaliyetleri ve yapısı hakkında bilgi aldı.
AA muhabirlerine Türkiye'nin ekonomik gündemine ilişkin değerlendirmeler yapan ve sorularını yanıtlayan Bakan Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF) İcra Direktörleri Kurulunun dün akşam Türkiye ile ilgili bir açıklama yaptığının hatırlatılarak, bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğine ilişkin soru üzerine, IMF'nin fon kaynaklarını çokça kullanan ülkelere yönelik bu tür çalışmalar yaptığını, Türkiye ile ilgili çalışmaların da tamamlandığını ifade etti.
-''1999 VE 2001'DE TÜRKİYE BİR UÇURUMUN EŞİĞİNDEYDİ''-
''Hiçbir programın güçlü ve reformcu bir hükümetin yerini alamayacağı ortada'' diyen Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizden önce yapılmış 17 tane program var, bu programların kalıcı kazanımlar edindirmediği ortada. Eğer bu son 2 program çerçevesinde Türkiye önemli bir değişimden, gelişimden geçtiyse, bir takım kırılganlıklarını azalttıysa, bunda hükümetin bunu sahiplenerek, arkasında güçlü bir iradeyle durması vardır. Yani keramet hükümetin kararlı uygulamalarında. 1999 ve 2001 yılında esas sorun, kamu finansman dengelerindeki bozulma ve bunun beraberinde getirdiği borç dinamiklerindeki kötüleşmeydi. Hakikaten Türkiye o anlamda bir uçurumun eşiğindeydi.
Son bir kaç yıldır borç dinamiklerinin iyileştirilmesi, kamu finansman dengelerinin kalıcı bir şekilde düzeltilmesine yönelik çok önemli çaba gösterildi, önemli ölçüde de başarı sağlandı. Dolayısıyla program o anlamda hedefine ulaştı. O çerçeveden baktığınız zaman son 2 IMF programının başarılı bir şekilde bitmesinin yanında önemli sonuçlar elde edildiği de ortadadır, bu bilinen bir gerçek.''
Türkiye'nin geçen sene brüt borç stokunun milli gelirine oranının yüzde 38,8 olduğunu, bu oranın geçen yıl Brezilya'da yüzde 53, AB ortalamasının da yüzde 60 olduğunu vurgulayan Şimşek, ''Dolayısıyla borcun milli gelire oranı olarak bakarsanız, Türkiye önemli ölçüde bir başarı sağlamıştır'' dedi.
Bakan Şimşek, ''Sadece borç stokunun milli gelire oranı değil, benzer çerçeveden bakarsanız, aslında borcun kamu finansman dengeleri içindeki yükü itibariyle de iyileşme var. 2002 yılında iç ve dış faiz ödemelerinin milli gelire oranı yaklaşık olarak 15 civarındaydı. Geçen sene sonu itibariyle bütün iç ve dış borç üzerinde yaptığımız faiz ödemelerinin milli gelire oranı yüzde 5,7'ye düştü, yani üçte bir düzeyine indi'' şeklinde konuştu.
-''BUNDAN SONRA BİZİM ÜZERİNDE ÇALIŞMAMIZ GEREKEN ALANLAR ASLINDA IMF'NİN TİPİK UZMANLIK SAHASININ DIŞINDAKİ KONULAR''
Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, her ne kadar yukarı doğru bir çıkış içinde olsa da aslında enflasyonda da önemli ve kalıcı kazanımlar elde edildiğini bildirerek, ''muhtemelen bu şokların etkisi geçtikten sonra enflasyon tekrar önce tek haneli rakama, ondan sonra, orta vadede de düşük tek haneli rakamlara gider. Bunun kurumsal altyapısı var, gerekli kararlılık var'' dedi.
Cari açığın şu anda Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu çok önemli bir sorun olduğunu ifade eden Şimşek, ''Bunu ciddiye alıyoruz, ancak bunun kolaycı bir çözümü yok'' dedi.
Şimşek, Anadolu Ajansını ziyaretinde yaptığı açıklamada, borç dinamiklerini ve kamu finansman dengelerini iyileştirmede ciddi bir başarı sağlandığını belirtti. Şimşek, hem döviz cinsi iç borç hem de dış borç itibariyle bakıldığında, dövize endeksli iç ve dış borçların net bazda milli gelire oranının 2002'den bu yana 10 kat azaldığını, 2007 yıl sonu itibariyle de yüzde 3 civarına indiğini vurguladı. Şimşek, ''Nereden nereye... Bu oranlar yüzde 30'un üzerindeydi. Borç dinamiklerinde iyileşme sağlandı, bu iyileşmenin kalıcı olması için de bazı yapısal reformlar gerçekleştirildi'' diye konuştu.
''Her ne kadar şu anda enflasyon yukarı doğru bir çıkış içindeyse de aslında enflasyonda da önemli ve kalıcı kazanımlar elde edildi'' diyen Şimşek, şöyle konuştu:
''Fiyat istikrarı olarak çok önemli kazanımlar elde edildi. Neden? Çünkü son yaşanan dünya enerji ve gıda krizinden önce, enflasyon yüksek de olsa tek haneli rakamlara indirildi ve orada tutuldu. Son döneme baktığımız zaman, Türkiye'deki enflasyon dinamiklerini dünyadaki diğer gelişmiş ekonomilerle karşılaştırdığınız zaman çok büyük farklılık arz etmediği, olsa olsa Türkiye'nin nispi performansının daha iyi olduğu ortada. Birçok ülkede enflasyon dünya genelinde ikiye katlandı. Geçen yıl bütün dünyada enflasyon yaklaşık yüzde 3,5 civarındaydı, bu sene muhtemelen yüzde 6'ya çıkacak. Türkiye'de geçen sene enflasyon yüzde 8,4, bir önceki sene yüzde 9,7 idi. Bugün yüzde 12 civarında bir enflasyonla karşı karşıyayız.
Dünyadakiyle karşılaştırdığınız zaman aslında kötü bir performans değil. Muhtemelen bu şokların etkisi geçtikten sonra enflasyon tekrar önce tek haneli rakama, ondan sonra, orta vadede de düşük tek haneli rakamlara gider. Bunun kurumsal altyapısı var, gerekli kararlılık var. Zaten buna katkıda bulunacak bir sürü reform yapıldı.''
Fiyat istikrarına yönelik çabaların yaşanan dış şoklardan ötürü sekteye uğramış gibi görünse de, bunun geçici olma ihtimalinin son derece yüksek olduğunu söyleyen Şimşek, bu şokların kalıcı olma ihtimalinin de zayıf olduğunu kaydetti.
-BANKACILIK SEKTÖRÜ VE IMF-
Bankacılık sektöründe de IMF programı çerçevesinde çok önemli iyileştirmeler sağlandığının altını çizen Şimşek, ''Bugün Türkiye'deki bankacılık sistemi sermaye yapısı itibariyle bu kadar güçlüyse, esas fonksiyonu olan aracılık fonksiyonu daha da gelişmişse, net döviz pozisyonu itibariyle önemli bir açığa sahip değilse, problemli krediler oranı düşükse, bunlar sadece bankacılık yasası ile sağlanamaz. Bu ancak iyi bir düzenleme, denetleme ve uygulamayla sağlanabilir. Bugün Türkiye'nin dünyada yaşanan bu şoklardan nispi olarak az etkileniyorsa, bunda bankacılık sektörünün sağlıklı olmasının katkısı büyüktür'' diye konuştu.
-CARİ AÇIK-
Borç dinamiklerinde, kamu finansman dengelerinde iyileşme sağlandığını, büyüme performansının ortada olduğunu, fiyat istikrarına yönelik çabalarda başarı sağlandığını, yabancı sermaye çekmede, yatırımların artırılmasında Türkiye'nin önemli bir başarı sağladığını anlatan Şimşek, şunları kaydetti:
''Burada cari açık, bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bunun temelinde dünyada petrol, doğal gaz, metal fiyatlarının aleyhimize gelişmiş olması önemli bir faktördür. Ama onun da ötesinde bu IMF programlarının belki de bir yan ürünü olarak da addedilebilir. Çünkü kredibiliteyi sağladığınız zaman güven artışı olduğu zaman, iç dengeler lehine önemli düzeltmeler gerçekleştirdiğiniz zaman, bunun yansıması yatırım artışı, tüketim artışıdır. Yatırım artışı, tüketim artışı beraberinde daha yüksek bir cari açık getirmiştir.
Açık enflasyon hedeflemesi yapan ülkeler, belirli programlar çerçevesinde bir miktar kur değerlenmesi yaşayabiliyor. Türkiye de bunu yaşamıştır. O anlamda da programın bir yansıması var. Bütün bunları bir çerçevede ele aldığınızda Türkiye'nin bundan sonraki dönemde IMF'li veya IMF'siz üzerinde yoğunlaşması gereken konu, tabii ki borç dinamiklerindeki iyileşmeyi, kamu finansman dengesindeki iyileşmeyi kalıcı kılmaya yönelik çabalar devam edecek, ama esas odaklanmamız gereken nokta, Türkiye'de rekabet gücünün, verimliliğin artırılması, fiziki altyapının geliştirilmesi ve beşeri sermayenin kalitesinin yükseltilmesidir. Dolayısıyla bundan sonra bizim üzerinde çalışmamız gereken alanlar aslında IMF'nin tipik uzmanlık sahasının dışındaki konular.''
Cari açığın ''şu anda Türkiye'nin karşı karşıya olduğu çok önemli bir sorunu'' olduğunu yineleyen Şimşek, ''Bunu ciddiye alıyoruz. Ancak bunun kolaycı bir çözümü yok. Bir gecede 'şunları şunları yapalım, cari açık daha makul bir düzeye düşsün' yaklaşımı yok'' dedi.
-''TÜRKİYE'NİN REKABET GÜCÜ ARTIRILMALI''-
Bundan sonraki süreçte Türkiye'nin rekabet gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Şimşek, bu konuda bazı adımlar attıklarını, istihdam paketi çerçevesinde, istihdam üzerindeki yükleri azalttıklarını, sosyal güvenlik primlerini 5 puan aşağı çektiklerini, böylece şirketlerin rekabet gücünü artırdıklarını anlattı.
Türkiye'deki şirketlerin daha rekabetçi olması için üzerlerindeki mali ve idari yüklerini aşağı çekilmesi gerektiğine işaret eden Şimşek, sosyal güvenlik primlerini 5 puan aşağıya çekerek ilk adımı attıklarını söyledi.
Ar-Ge yasasına da değinen Şimşek, bu yasanın özellikle Türkiye'nin katma değeri yüksek ürünlere geçmesini sağlayacak, araştırma-geliştirmenin yapılmasını özendirecek çok önemli bir çerçeve yasa olduğunu da belirtti.
AA
İbrahim Kahveci
Hurşit Güneş
Yaman Törüner
Aydın Ayaydın
Erdal Sağlam
Fatih Özatay
Uğur Gürses
Şahin Nursaçan
Ayson Karabağ
Yorum Yaz