Kur Hesaplama
Kapatma sendromu sonrası
Kıyamete beş kaldı yorumları yapılırken nihayet Anayasa Mahkemesi’nin beklenen dava ile alakalı kararını açıklaması herkese derin bir nefes aldırmıştır.

Kapatma sendromu sonrası

04 Ağustos 2008 10:47

Yüksek Mahkemenin  parti kapatma istemini nitelikli çoğunluk oluşmadığı için  reddetmesi ancak Anayasa’nın m.69/7 ‘de yer alan “dava konusu fiillerin  ağırlığına göre” ibaresinin yorumu mucibince “laiklik karşıtı odak oluşturmak veya olmak” suçundan son yıl almış olduğu hazine yardımının yarısının kesilmesine karar vermiştir. Tartışmalar şimdiden başlamakla beraber gerekçeli karar açıklandıktan sonra  konu daha kızışacaktır.

 Bıçak sırtında da olsa ülkenin iktidar partisinin kapatılması gibi  bir garabete imza atmamasından ve kamuoyunun hassasiyetlerini az da olsa paylaşmasından dolayı Yüksek Mahkemeyi kutlamak gerek.Çünkü gerek iç gerekse dış kamuoyu, konuya tam anlamı ile odaklanmışlar ve çıkacak sonucu merakla değil endişe ile  bekliyorlardı. Hakikaten bu dava Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve serbest piyasa  kazanımlarını hayata geçirmesi açısından  turnusol kağıdı rolünü bir anlamda üstlenmişti.

 Dava süresince kamuoyu ve kapatılmak istenen  AKP’nin savunmasında vurgu yapılan Türkiye’nin müzakere yaptığı Avrupa Birliği’nin kurumsal yapısı haline gelmiş  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Venedik Komisyonu Kriterleri gibi ana kriterlere özellikle laikliğin yorumu açısından  atıfta bulunulması ve özgürlüklerin laiklik için tehdit değil tam tersi laikliğin teminatı olarak görülmesi gerekliliği açıklamaları Yüksek Yargıçların otoriter laiklik eğilimlerinden dolayı nispeten gölgede  kalmıştır.Başkan Kılıç’ın kararı açıklarken bu kararın  ihtar anlamı taşıdığını ifade etmesi, içinde bulunduğumuz dönemecin durumunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 Karar aynı zamanda istikrarın önümüzdeki dönem bu kabil yaralar almaması,kesintiye uğramaması ve vesayetçi yapıdan kurtarılması  için de sadece Anayasanın değil, Siyasi Partiler kanununun ve siyasi hayatı düzenleyen tüm mevzuatın   Avrupa standartlarında birbiri ile bütünlük içinde ve tutarlı bir şekilde yeniden bir reform sürecinde yapılandırılmasının lokomotiflik görevini Ak Partiye vermektedir. Çünkü sürekli olarak oligarşik  yönetim heveslilerince  vurgu yapılan teslimiyet anlamındaki “uzlaşının” da asgari müşterekleri böylece oluşmuş olacaktır. Dolayısı ile uzlaşı ama hangi düzlemde sorusu otomatik olarak ortadan kalkacaktır.

 Kararın istikrara devam anlamı içermesinin akabinde piyasalar yelkenlerini bu rüzgarla doldurarak  ivme kazandı. İş dünyası işvereninden iş alanına kadar derin bir stres kaynağından kurtuldu. Zaman artık  İktidarın bu enerji ile   vakit  geçirmeden ülkenin kısa,orta ve uzun vadeli hedeflerini gerçekleştirmek için kollarını sıvaması,  gerek siyasi gerekse ekonomik reformlara  odaklanması zamanıdır.

 Son bir yıldır küresel türbülansın sebep olduğu emtia fiyatlarındaki keskin tırmanış ve   kredi piyasalarındaki gerilim,yine küresel ısınmanın  sonucu gıda fiyatlarındaki aşırı tırmanış ve su cenneti sandığımız Manavgat’tan  barış suyu ihraç etmek için canla başla uğraştığımız  ülkemizin su kaynaklarının o kadar da zengin olmadığının farkına varılması, kapatma davası sonucu oluşan  siyasi belirsizliğin körüklediği   ümitsizlik ,işsizlik,daralma insanımızın yaşam ümitlerini kırmıştır.

 Türkiye için batılılar tarafından söylenmiş bir laf vardır “Türkiye Türklere bırakılacak kadar  küçük bir ülke değildir.” Evet Türkiye küçük bir ülke değildir;tam tersine Türkiye büyük bir ülkedir ve öyle olmak için de var gücü ile mücadele etmelidir. İçimizden bazıları belki  hala bunun farkında değildirler.Ama Türkiye büyük olmak ve büyük kalmak için  enerjisini tek bir konuya  hasretmek yerine iyi bir senkronizasyon  ve planlama çalışması ile   önümüzü açacak siyasi reformları,hukuki reformları,  ekonomik reformları, eğitim  reformlarını… aynı anda yapmak başarısını göstermelidir. Bu reformların hiç biri diğerini beklememeli ama bir diğeri ile uyumlu bir şekilde   hayata geçmelidir. Bunu mutlak surette başarmak zorundayız ve enerjimizi boş kavgalar ve aydınlığa sırtını dönmüşlerle harcamamalıyız.

Unutmayalım ki en çaresiz olduğumuz zamanlar, yine çare biziz.


YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (1)
 hakan [ 2008-08-23 07:28:50 ]
olmaz böyle şey
akp denilen bu siyasi örgüt ülkenin sonunu hazırlıyor böyle çoğunlu kürt bir partiden seçime girmek yada oymak vermek bugünkü dtpyi desleklemekten farkı yok.eğer dtp li örgütler kapatılırsa akpyide kapatmaları daha doğru olurdu.yasamın nedemek olduğunu bugun burda bursanın bir kasabasında yasayan 100 binkişi seçimde hiçbir zaman akp ve mhpyi deslemiyecek .ilk seçimler atanın partisi olacak
 BİR GENÇ [ 2008-08-06 06:04:15 ]
Özü ile Sözü Bİr Olmak
Türkiyenin Büyük olup öyle kalması için her Türk ferdinin önce kendi özünde dürüst ve adaletli olması gerekir. En yakınlarına karşı bile dürüst ve adaletli olamayanlar ülkenin geleceği hakkında ne kadar yorum yaparlarsa yapsınlar kendilerini kandırmaktan bir adım öteye geçemezler. Özünde dürüstlük olmayanın sözleride nafiledir. Ülkemiz için; özü ve sözü bir olan çok insana ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Aksi halde sizin dediğiniz gibi çare değil; dert biziz. Bu iş kısıtlama ve hedeflere set çekmelerle olmaz.

Yorum Yaz



İbrahim Kahveciİbrahim Kahveci
Yeni Şafak
Yaman TörünerYaman Törüner
Milliyet
Aydın AyaydınAydın Ayaydın
Vatan
Fatih ÖzatayFatih Özatay
Radikal
Uğur GürsesUğur Gürses
Radikal
Şahin NursaçanŞahin Nursaçan
Rotahaber
Ayson KarabağAyson Karabağ
Rotahaber