McCain Başkan seçilirse Türkiye ekonomisi ne olur?
McCain Başkan seçilirse Türkiye ekonomisi ne olur?
25 Temmuz 2008 08:09
Dün Obama ve Türkiye konusuna değindik. Bugün ise TÜSİAD ABD Temsilcisi Abdullah Akyüz’ün ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi aday John McCain Başkan seçildiği takdirde, bizimle yakından ilgili coğrafya bağlamında, dış politikada ve özel olarak Türkiye ile ilişkiler üzerindeki görüşlerini aktarıyoruz. Akyüz der ki:
“McCain’in, dış politika alanında en deneyimli Amerikan politikacılarından birisi olduğunu baştan belirtmem gerekiyor. Bir adım öteye giderek, McCain’i, Türkiye’yi ve bölgeyi en iyi tanıyan başkan adaylarından birisi, hatta birincisi olarak tanımlamak bile mümkün.
Ancak, bunca deneyime karşın McCain’i dış politika alanında bile sıkıntıya sokan husus, başta Irak ve İran olmak üzere çeşitli uluslararası konularda almış olduğu pozisyonlar. Birçok bağımsız gözlemciye göre McCain, Bush’tan, üslup bakımından ayrılmakla birlikte, esas olarak yeni-muhafazakâr (neo-con) bir dünya görüşünü ve dış politikayı savunuyor. Ekibinde ise, Scowcroft ve Armitage gibi bazı realistler olmasına karşın, Bush’un dış politikasını da yönlendiren yeni-muhafazakârlar ciddi bir ağırlığa sahip.
Başkan adaylığı sürecinde McCain’in başını en fazla ağrıtan konu Irak savaşına başından beri verdiği büyük destek oldu. McCain, Başkan Bush’un iddialı bir şekilde savunduğu asker artışına da destek verdi. Irak’tan çıkışla ilgili olarak McCain, Irak’ta “zafer” sağlanmadan asker çekmenin yanlış olduğunu ve geride bir boşluk bırakmanın mağlubiyet anlamına geleceğini iddia ediyor. McCain, “gerekirse 100 yıl bile Irak’ta kalırız” açıklamasıyla hatırlanıyor. McCain’in, başından beri Irak’ta Bush’un politikalarını desteklemesine neden olan en önemli unsurun, Cumhuriyetçi Parti’nin muhafazakâr kanadının desteğini almak olduğu iddia ediliyor. Aksi takdirde, “fazla liberal” bulunan McCain’in partinin adaylığını sağlamasının imkansız olacağı öne sürülüyor.
İran konusunda McCain, şahin kanada çok yakın görüşlere sahip. İran’ı, terör destekçisi bir ülke olarak tanımlayan McCain, İran’ın nükleer güce sahip olmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Gerekirse, BM dışında bir koalisyonla İran’a ekonomik ve politik yaptırımlar uygulanmasını ve hatta, başka seçenek kalmazsa, askeri bir müdahaleyi savunuyor. Rusya da, McCain’in, Obama’ya göre çok daha sert bir yaklaşıma sahip olduğu bir başka ülke. Rusya’yı yayılmacı bir diktatörlük olarak görüyor. Rusya’nın, Batılı ülkelerle birlikte yer aldığı G-8 platformundan çıkarılmasını savunurken, kurulmasını önerdiği “Demokrasiler Ligi”ne dahil etmiyor.
Türkiye özelinde McCain’in Obama’dan önemli bir farkı Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin tavrı. Genellikle Amerikan başkan adayları, ABD’deki Ermeni toplumunun oyunu ve parasal desteğini almak için, sonradan unutsalar bile, kampanya sürecinde bu konuya Ermeni diyasporasının beklentileri doğrultusunda destek verirken, McCain, 1915’lerde yaşananların soykırım olmadığını, Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanmış bir “trajedi” olduğunu söylüyor. McCain’i Obama’dan ayıran ve Türkiye’nin pozisyonlarına yaklaştıran bir başka alan ise Irak’tan çıkış politikası. ABD’nin Irak’tan çıkışının zamana yayılarak ve istikrarı bozmayacak bir şekilde yapılmasını savunan McCain, Irak’ta ABD sonrasının endişelerini yoğun bir şekilde taşıyan Ankara’da ciddi bir sempati topluyor.
Transatlantik diyaloğun canlandırılması, Ortadoğu barış süreci, Hazar bölgesi enerji kaynaklarına yaklaşım, küresel ısınmayla mücadele gibi konularda iki aday arasında büyük farklar yok. Türkiye özelindeki, AB üyeliği, Kıbrıs gibi konularda da her iki aday benzer görüşleri paylaşıyor. Türkiye’deki demokratikleşme süreci ve insan hakları gibi konularda McCain’in geleneksel Cumhuriyetçi Parti yaklaşımına uygun bir tavır izlemesi bekleniyor. Bir başka anlatımla, Türkiye’nin içindeki bir takım sorunlara yoğunlaşmak ve bunlardan dolayı eleştirmek yerine, Türkiye’nin ABD açısından arzettiği stratejik öneme ve birlikte üzerinde çalışılacak alanlara vurgu yapan bir yaklaşım.
Eğer ABD başkanı, dar anlamda, sadece Türk-Amerikan ilişkileri bazında seçilecek olsa ve statükoyu korumak esas olsa, McCain Türkiye açısından daha tercih edilir bir aday olarak nitelendirilebilir. Ancak, dünya ölçeğinde ve daha kapsamlı bir çerçevede bakıldığında, kaçınılmaz olarak Bush döneminin bir uzantısı olarak görülecek ve sertlik yanlısı birçok politikası yanı sıra ekibinin yapısı itibarıyla da Bush döneminden büyük bir farklılık göstermeyecek bir McCain yönetiminin, ABD’ye sağlayacağı kredibilite ve hareket alanı çok sınırlı olacak. McCain’in, Bush’un uluslararası ilişkilerde yarattığı tahribatı tamir etmesi çok zor görünüyor. Hatta, İran özelinde buna yeni bir boyut daha eklemesi bile olası. Böyle bir ortamda, Türkiye’nin McCain liderliğindeki bir ABD’den, örneğin AB sürecinde, Kıbrıs’ta ve çok uluslu platformlarda sağlayabileceği olası destek çok sınırlı kalmaya mahkum olacak. Dış politika bağlamında Obama ve McCain arasındaki en temel fark, diyaloğa verdikleri önem. Obama, diyalog yanlısı bir tavrı ve “değişimi” ön plana çıkarırken, McCain, Bush’tan üslup olarak farklı olmakla birlikte, daha tek yanlı ve Amerikan menfaatleri doğrultusunda bir dış politika anlayışını, yani “statükoyu” temsil ediyor.
Yorum Yaz