
19 Mayıs 2008 10:16
küresel iklim değişikliği nedeni ile gıdadaki arz daralmasına paralel, fiyatlardaki tırmanma ve iklim değişikliğinin devam etmesi, içinde bulunduğumuz durumu içinden çıkılmaz bir hale taşımaktadır. Başta G-7 ülkeleri olmak üzere tüm dünyada enflasyon ve büyüme rakamları ters yönlü hareket eğilimine girmiştir.
Mevcut durumun ülkemizdeki yansıması ise aynı istikamettedir. Henüz bahar olmasına rağmen Güney Doğu Anadolu Bölgesi başta olmak üzere ülkenin geniş tarım alanlarında ve büyük şehirlerin su havzalarında yaşanan yağış yetersizliği şimdiden S.O.S sinyali vermektedir. Özellikle içinde bulunduğumuz siyasi şartların muvacehesinde Nisan Ayı enflasyon rakamlarının açıklanması ile resmiyet kazanan ekonomide yeniden çift haneli enflasyon rakamlar, tüm kesimleri endişelendirmeye başlamıştır. İşte bu noktada fiyat istikrarından birinci derecede sorumlu olan Merkez Bankasının, fiyat istikrarını sağlamak için 0.50 puan faiz artırımına giderek gecelik borçlanma faiz oranını %15,75’e çıkarma kararı tartışmaları da ateşlemiştir.
Yeni gelir hesaplama metodu ile GSYİH büyüklüğünün oldukça yükselmesi nedeni ile Hükümet’in FDF hedefini %6.5 ten %3.5 e çekeceğini açıklaması , ekonomi çevreleri tarafından maliye politikalarında gevşeme sinyali olarak algılandı. Teorik olarak bu tür bir algılama doğru olmakla birlikte, ülke şartlarının gereği olarak Hükümetin yatırımlara kaynak yaratmak amaçlı aldığı karar, ortaya çıkarılan kaynakların açıklandığı şekilde GAP başta olmak üzere alt yapı yatırımlarına harcanması halinde oldukça doğru bir yoldur.
Enflasyon,son altı yıldır top yekun mücadelen sonra tüm kazanımlarımızı yok edercesine çift haneye tırmanmıştır.Enflasyonun bu kadar artmasının temel sebebi ise yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığımız global şartların ve iç şartların birleşmesinin imalat sanayii fiyat artışlarını tetiklemesi olmuştur. Ülkemizin petrol ve enerjide büyük oranda dışa bağımlı olması, sanayimizin aramal imalatında ihtiyacımızı karşılamaktan yoksun olması ve içimizdeki kriz fırsatçılarının bulanık ortamdan yararlanarak özellikle temel gıda fiyatlarında haksız kazanç elde etmek için türlü oyunlara girmeleri yaşanılan gerçeklerdir.
Nisan 2008 itibari ile Tüketici Güven Endeksi , Alım Gücü Endeksi ,Ekonomik Durum Endeksi (mevcut ve gelecek) gibi tüketicinin doğrudan beklentilerini ölçmeye çalışan endeksler bir yıl önceye göre oldukça kötü durumda olup düşüş eğilimlerini devam ettirmektedirler. Türkiye’nin genç bir nüfus yapısına sahip olması nedeni ile istihdam darlığı içinde bulunması ve genel taleplerdeki daralmayı dikkate aldığımızda Merkez Bankasının almış olduğu faiz artırım kararları ekonominin içinde bulunduğu durumu daha da grift hale getirecektir.
Netice olarak uluslararası etkileşim oranı her geçen gün artan Türkiye Ekonomisinin içinde bulunduğu enflasyonıst baskıdan sadece faiz silahı ile çıkılabileceğini düşünmek hem hayalcilik olur hem de zaten durma noktasına gelen taleplere dolayısı ile ekonomi üzerine boğucu etki yapar. Taleplerin azalması ile kronik derdimiz olan istihdam konusundaki çalışmalara da ket vurur. Doğrusu bir yandan Hükümetin istihdamı artırmak için çeşitli açılımlar içine girmesi, diğer yandan Merkez Bankasının aynı konu üzerinde ters etki yapacak böyle bir eğilim içine girmesi, kafalarda soru işaretine neden olmaktadır.
Umarım aklı selimin ağır basacağı, problemlerimizin gerçek sebeplerini teşhiste ve tedavide daha fazla zaman kaybetmeyeceğimiz,ülkemiz ve milletimiz için kalıcı çareleri ortaya koyacağımız günler daha fazla gecikmez.
Şahin Nursaçan
Ayson Karabağ
Arzu Uğur
Yorum Yaz