17 Mayıs 2008 08:39
Büyük olasılıkla krizin bize yansıyacağı ilk nokta dış açık finansmanında bir dar boğaza girmemiz olacaktı. Sanırım böyle oluyor. Aslında gelişmelerin bu yönde olacağına ilişkin ilk işaretler geçen yılın son aylarında ortaya çıkmaya başlamıştı. Mart ayında açıklanan Ocak 2008 verileri görüntüyü daha da netleştirdi. Ocak verilerinin ardından yazdığım yazıda alarm zillerinin çalmaya başladığına işaret etmiştim.
Başta en yakınımdakiler olmak üzere pek çok dosttan yılın ilk ay verilerine bakıp böyle alarmlı, zilli yazı yazmanın doğru olmayacağına dair eleştiriler aldım. Finansman tablosundaki bozulma şubat ayında artarak devam etti. Uyarılara uyup şubat değerlendirmesini pas geçtim.
Geçtiğimiz günlerde 2008 Mart ayına ve yılın ilk çeyreğine ilişkin ödeme dengesi verileri açıklandı. Ocak-Mart dönemi görüntüsü durumun aynen yılın ilk ayında öngördüğümüz yönde geliştiğini gösteriyor. Cari açık büyümeye devam ediyor. Ekonomiye giren sermaye miktarı azalıyor. Finansman borç dışı kaynaklardan borçlanma kaynaklarına kayıyor. Finansman kalitesi bozuluyor.
* * *
Sayılarda pek çok ayrıntı var ama durumun özeti basit. Geçen yılın ilk çeyreğinde 9.2 milyar dolar olan cari açığımız bu yılın aynı döneminde yüzde 30.3 artarak 12 milyar dolara çıkmış. 2008’in ilk çeyreğinde döviz cinsinden yapılması gereken finansman boyutu bu. Yılın ilk üç ayında finansman gereği 2.8 milyar dolar artmış.
Açığın ve finansman gereğinin büyümüş olması ekonomiye giren sermayenin de artmasını gerektiriyor. Böyle olmamış. Geçen yılın ilk çeyreğinde ekonomiye (net hata noksan dahil) muhtelif kaynaklardan giren sermaye 17.9 milyar dolar olmuş. Bu yılın aynı döneminde sermaye girişi 12.5 milyar dolara gerilemiş. Dış açık finansmanı için yılın ilk çeyreğinde ekonomiye giren sermaye 5.4 milyar dolar azalmış.
Durumun kötüleştiği ama henüz vahim bir duruma gelinmediği görülüyor. Geçen yılın birinci çeyreğinde cari açık finanse edildikten sonra 8.6 milyar dolar sermaye fazlası oluşmuş. Bunun 2.2 milyar doları ile IMF kredisi ödemişiz. Geriye kalan 6.6 milyar doları da rezervlerimize ilave etmişiz. Yani, birkaç senedir yaptığımız gibi, döviz açlığını (cari açık) döviz tokluğuna (sermaye fazlası) çevirmişiz.
Bu yılın ilk üç ayında sanki açlık sınırına dayanmışız gibi görünüyor. 2008 Ocak-Mart döneminde cari açık finansmanı yapıldıktan sonra geriye kalan sermaye fazlası sadece 552 milyon dolar. Bereket ödenmesi gereken IMF kredisi bu yıl küçükmüş (493 milyon dolar). Bunu ödemişiz. Geriye 59 milyon dolar kalmış. Rezervlere de bunu eklemişiz. Yani, döviz açlığımızı ancak gidermişiz.
* * *
Mart ayı sonu itibarıyla ortaya çıkan bu tablo son yıllarda bol bulamaç kullandığımız sermaye fazlalarının bu yıl erimekte olduğunu gösteriyor. En hızlı eriyen kaynak da sıcak para (portföy yatırımları) olmuş. Geçen yılın ilk üç ayında bu kanaldan giren sermaye 5.1 milyar dolarken bu yıl aynı kanaldan giriş değil, 822 milyon dolar çıkış olduğu görünüyor. Sıcak para yön değiştirmiş, iyi olmuş, ısı düşmüş diyebilirsiniz. Ama en soğuk sermaye girişi olan doğrudan yatırımlar da geçen seneki 9.3 milyar dolarlık düzeyinden bu yılın ilk çeyreğinde 4.3 milyar dolara düşmüş. Bu gerilemeler kısmen borçlanma ile telafi edilmiş. Borçlanma kanalından giren sermayede geçen yılın 4.8 milyar dolarlık düzeyinden bu yıl 10.9 milyar dolara zıplama var. Sermaye girişindeki bu kompozisyon değişmesi, kalitenin bozulduğuna işaret ediyor.
2008’in ilk üç ayındaki gelişmelerden çıkan özetin özeti şu; yırtık büyüyor (cari açık), yama küçülüyor (sermaye girişi), yamanın dokuması da bozuluyor (borçlanmaya kayış).
Üstelik, bu günkü eğilimler yırtığın daha da büyüyebileceğini ima ediyor. Enerji, emtia ve gıda fiyatlarındaki yükselme cari açığı daha da büyütme potansiyeli taşıyor.
Yamanın daha da küçülebileceğini gösteren gelişmeler de var. Küresel likidite sıkışması, kaldıraç (leverage) olanaklarının daralması, risk iştahının azalması vb. gibi nedenler sermaye girişinde daha da yavaşlama tehlikesi olduğunu gösteriyor. Küresel banka sistemindeki kuşkular ve kredi spazmı borçlanma olanaklarının da daralabileceğini düşündürüyor.
Bunları söylemek için belki hâlâ erken. Yine erken ötmüş olabilirim. Ama bana kalırsa bela geliyorum diyor.
Şahin Nursaçan
Ayson Karabağ
Arzu Uğur
Yorum Yaz