Kur Hesaplama
Merkez'in faiz politikası
Dünyadaki likidite bolluğunda, son derece müsait zamanlarda faiz indiriminde çok çekingen davranıldı. Artırım konusunda ise oldukça cömert olundu.

Merkez'in faiz politikası

16 Mayıs 2008 09:23

Merkez Bankası'na (MB) yönelik yüksek faiz eleştirileri, "reel" sektördeki, üreten kesimdeki sıkıntı arttıkça büyüyor. Eski Başkan Süreyya Serdengeçti döneminde ekonomide arızalara yol açmaya başlayan "yüksek faiz - düşük kur" politikası, yeni yönetim tarafından da aynen devam ettirildi.  

Dünyadaki likidite bolluğunda, son derece müsait zamanlarda faiz indiriminde çok çekingen davranıldı. Artırım konusunda ise oldukça cömert olundu.

Bugün, uzunca süren yüksek faizin yol açtığı düşük kur, onun da yol açtığı diğer sorunlarla karşı karşıyayız. Yurtiçi üretim sıkıntıya düştü, kârlılık azaldı, ihracat zorlaştı, bunun yanında ithalat ucuz ve cazip hale geldi.

Enflasyonla mücadeleye odaklanan MB, şu an piyasadaki YTL'yi emerek işleri kontrol altında tutmaya devam ediyor. Enflasyon hedefinden sapılmasıyla birlikte biraz daha sıkılaştırdı elini. Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan'ın geçen hafta yaptığı, "Merkez Bankası, KOBİ'lerden bağımsız olamaz ve onların aleyhine olacak hiçbir politika geliştiremez. Bu noktada piyasanın ihtiyacı olan likiditeyi piyasaya vermek mecburiyetindedir. Piyasada para olacak ki iş yapasınız. Bu noktada herkes görev ve sorumluluklarını bilmek zorundadır" eleştirisi bir rahatsızlığın ifadesi. Çağlayan, bir süre önce de, "Merkez Bankası bağımsız ama ekonomiden tamamıyla kayıtsız, bağımsız değil" demişti. Anadolu'daki küçük ve orta boy işletmelerin, esnafın durumu sıkıntılı. Kapatma davasıyla başlayan belirsizlik, işleri daha da bozmuş durumda.

Amerikan Merkez Bankası FED'in ABD'deki durgunluk işaretleri karşısında neler yaptığını hepimiz biliyoruz. "Benim işim enflasyon, ben gerisine bakmam" demedi.

Merkez Bankası, yerli üreticinin yakınmaları bir yana yabancı sermayenin davranış biçiminden bile Türkiye'de üretimin cazibesini kaybettiğini anlayabilir. Hazine önceki gün açıkladı. Yabancı sermaye girişlerinin ezici çoğunluğu mali sektörde. Ve sıfırdan yatırım değil, genelde devir. Verilere göre, 2008 yılı Ocak - Mart döneminde 3,5 milyar dolar olan uluslararası doğrudan yatırım girişinin 2,4 milyar doları "mali aracı kuruluşların faaliyetleri" sektöründen kaynaklanmış. İmalat sanayiine girişse 453 milyon dolar. 2006 başından bu yana geçen son 27 ayda da ülkeye giren 40 milyar dolarlık doğrudan yatırımın sadece 6,5 milyar doları imalat sanayiinde.

Oysa bunca sermaye girişinde imalat sanayii, sıfırdan yatırımlar öne çıkmış olsaydı, işsizlik oranı yüzde 11,6 olur muydu?

Aşağı çekilemeyen işsizliği, Anadolu'daki küçük ve orta boy işletmelerin içinde bulunduğu durumu, ekonomik büyümeyi de görmek gerekiyor. Ve bu arada dış ticareti, cari işlemler açığını, borçlanmaları da takip şart.

Ayrıca yüksek faizin talebi kısma konusunda dahi etkili olmadığını da kabul etmeliyiz. Son dönemde daralma var denilebilir ama bu da esas itibarıyla kapatma davasının yol açtığı belirsizlik ve dünyadaki kriz havasından kaynaklanıyor.

Yüksek faiz normal şartlarda enflasyona fren olur. Fakat bizdeki gibi yüksek faizin sıcak parayı davet ettiği bir ekonomide talep kısılamadı, daha canlı hale geldi. Kurlar geriledi. İçerideki yüksek faiz ve ucuzlayan döviz, yurtdışı borçlanmayı, harcamaları körükledi. Dolayısıyla MB'nin yüksek faiz politikası umulanın aksi sonuç verdi.

Merkez Bankası'ndan, likidite bolluğunda yapmadığı indirimleri şu sıralarda beklemek hayal gibi. O yüzden son faiz kararından kimse indirim beklemiyor, aksine artırım bekliyordu. Artacak ki, piyasa beklediğini alsın, döviz çıkışı olmasın, kur artışıyla birlikte enflasyon hedeften iyice uzaklaşmasın. Dün bu yazıyı yazdığımız saatlerde Para Politikası Kurulu'nun faiz kararı henüz açıklanmamıştı. Fakat anlaşılan o ki, indirim için herhalde yıl sonuna doğru dünya piyasalarında tahmin edilen durulmayı, içeride de siyasetteki istikrarın yeniden tesisini beklememiz gerekecek. Şu anda hem zor, hem riskli. Ama bu demek değildir ki, durup bekleyeceğiz. Her ne şartta olursa olsun, Türkiye'yi rant kapısı olmaktan çıkarma konusunda herkes üzerine düşeni yapmalı. Üretim, ihracat ve istihdam önceliğimiz olmalı. Onun için de en başta Merkez Bankası'nın geriye dönüp bakmasında fayda var. Uygun şartlarda uygun hamleleri yapmış olsaydı muhtemelen bugün farklı bir noktada olacaktık.


YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)


Şahin NursaçanŞahin Nursaçan
Rotahaber
Ayson KarabağAyson Karabağ
Rotahaber
Habergrup.com | Cafesiyaset.com | Newstime7.com | Tümspor.com | Ekoyol.com