Güvenlik de, aynen diğer sektörler mesela otomotiv sektörü gibi bir sektör, bu tabir kimseyi şaşırtmamalı, kızdırmamalı.
13 Mayıs 2008 08:49
Güvenliğin de bir talebi ve arzı var, fiyatı var vesaire, yani bir ekonomik sektörü oluşturan ne varsa güvenlik sektörü için de var; şimdilik ve belki daha uzun bir süre bu sektörde üretimin önemli bir bölümünü devletin yapıyor ve yapacak olması güvenliğin de diğerleri gibi bir sektör olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Güvenlik sektörü de, diğer sektörler gibi, beyaz eşya gibi, otomotiv gibi, tarım gibi belirli ilkeler çerçevesinde üretimini yapmak zorunda olan bir sektör; bu ilkelerin başında da saydamllık, denetime açıklık, kayıtdışı ile mücadele geliyor.
Bir de çok önemli bir ilke güvenlik sektörüne yönelik tanımların da evrensel bir içerikle yapılması gereği; terörden, silahtan, askerden, askeri yargıdan çağdaş dünya ne anlıyor ise biz de onu anlamalıyız, aksi takdirde ortaya bir kaos çıkıyor, bu kaosdan çok küçük bir grup avanta sağlayabiliyor ama ülke ve yurttaşlar büyük zarar görüyor.
* * *
Son günlerde basına yansıyan haberler güvenlik sektörümüzün bütününde ciddi problemlerin varlığına işaret ediyor.
Söz konusu problemler etkinlik, kayıtdışılık ve evrensel tanımlardan kasıtlı, bilinçli bir biçimde uzak durma vesaire biçimlerinde tezahür ediyorlar.
PKK’nın Aktütün karakoluna 200 kişiyle yaptığı ve altı askerimizin şehit olduğu saldırı evrensel tanımlardan uzak durma gayretinin acı bir faturası olabilir; aynı karakola 1992 senesinde yine PKK 400 kişilik bir grupla baskın yapıyor, 22 askerimiz şehit oluyor.
Aktütün’e yapılan son saldırıda şiddetli bir çarpışma oluyor, 19 PKK’lı ölüyor, 73 haneli köyün evleri de hasar görüyor ve 200 kişilik grup püskürtülüyor.
Aktütün’e saldıranları basın ve resmi organlar PKK teröristi olarak tanımlıyorlar; oysa evrensel olarak kabul edilen terör tanımlarında bir örgütün aynı askeri karakola onaltı sene arayla önce 400 sonra da ikiyüz kişilik gruplarla saldırması diye bir şey pek yok, teröristten bahsediyorsanız ‘püskürtme’ kelimesi de doğrusu biraz tuhaf kaçıyor.
PKK örgütünü bugün gelmiş olduğu noktada ‘terörist’ diye tanımlamak ne kadar doğru pek kestiremiyorum ama bu durum bu örgütün menfur bir örgüt olduğu ve devletin her türlü hukuk içi yöntemlerle bu örgütle mücadele etme zorunluluğunu ortadan asla kaldırmıyor, hatta güçlendiriyor ama bir karakola 200 kişiyle saldıran ve üstelik bu işi bölgede mıntıka temizliği yeni gerçekleştirilmiş iken yapan bir örgüte ‘terörist’ demenin bu örgütle mücadeleyi, doğru teşhis konmadığı endişesiyle aksatacağı düşüncesindeyim.
Bir sınır karakoluna 200 kişiyle yapılan saldırının da Sayın Genelkurmay Başkanımızın iki aya önce kullandığı ‘bölgeyi BBG (biri bizi gözetliyor) evine çevirdik’ ifadesiyle ne kadar uyum içinde olduğu konusu aklımı ciddi biçimde karıştırıyor; anlaşılan sevimsiz gerçek ABD’nin nokta enformasyonları olmaksızın bölgede menfur örgütle sadece askeri mücadele pek netice vermeyebiliyor.
Bu konuları yan yana koyduğunuzda güvenlik sektörümüzün bu kesiminde önemli sorunlar yaşandığı izlenimi ediyoruz.
Yine bu günlerde basına Sabancı cinayetiyle ilgili iddialar ve MİT’in tekzibi yansıdı; iddialar mı, yoksa tekzip mi daha gerçeğe yakın kestirmem mümkün değil ama sade bir vatandaş olarak Fehriye Erdal meselesini, iade dosyasının oluşturulmasını sadece basına yansıyan bilgilerle dahi izlediğinizde ortada tuhaf bir durum olduğunu çok açık farkediyorsunuz.
Tüm bunların yanına Radikal gazetesinde 6 Mayıs tarihli Sayın Hakkı Devrim’in ‘Mustafa Muğlalı kışlası’ yazısını da koyduğunuzda güvenlik sektörünün yaklaşık bütününün bir kriz içinde olduğunu görüyorsunuz.
Çağdaş devletlerde güvenlik sektörü çok yaşamsal bir sektör ve muhtemelen önemi daha da artacak ve bu sektörün kriz içinde olması çok küçük bir grup dışında herkes için kötü; sektörün krizi aşması için saydamlık gerekiyor, kayıtdışılıkla mücadele gerekiyor, hukukun mutlak üstünlüğü gerekiyor, saydam kaynak gerekiyor terör gibi çok önemli bir kavramın evrensel tanımıyla kabulü gerekiyor, sivil denetimin mutlaklığı gerekiyor.
Güvenlik sektöründe kayıdşılıkla mücadele ve saydamlık ne demek derseniz Hrant Dink ve Özdemir Sabancı dosyalarını yakından izlemenizi öneririm.
Yorum Yaz