
09 Mayıs 2008 09:23
İnsanların aşırı bireyci yaşam şekilleridir. Uzun Sanayi Toplumu denemesini geçirmiş olan Batı toplumları giyim ve kuşamları başta olmak üzere tüm yaşam kalıplarını kendi tarzları etrafında şekillendirmişlerdir.
Oysa bizim toplumumuzda bunun tam tersi bir gösterge arz-ı endam etmektedir. Bulunduğunuz şehirdeki alışveriş merkezi veya çarşıya yolunuz düştüğünde gözlem yapma imkanı elde ederseniz, insanımızın davranışlarındaki yapmacıklık ve miş gibi davranışlar bütün çıplaklığı ile gözünüze çarpar. Maalesef yıllardır izlenilen yanlış Batılılaşma politikaları toplumu ne bugünkü olgunlukta Batılılaştırabilmiş ne de kendimiz olarak kimliğimize uygun karakterimizi korumamıza imkan sağlamıştır. Geldiğimiz nokta itibari ile hem Batı kültürüne hem de kendi kültürüne yabancılaşmış ( Kendini kaybetmiş) bir nesil yetişmektedir.
Bunun somut göstergeleri ise trafiğe çıktığınız andan itibaren sizi karşılamaktadır. Güzergahınızda trafik lambası varsa keşmekeş orada başlıyor. Nasıl mı? Kırmızı ışığa gelindiğinde normalde durulur herhalde ; ama maalesef bizim ülkemizde kırmızı ışık ihlali öğünülerek anlatılacak bir maharet olarak karşınıza çıkıyor. Yada hasbel kader kırmızı ışıkta durmuşsanız hala kırmızı ışık yanmakta iken arkadaki araçtan birileri kornaya basmaya başlar. Niçin basıyor diye şaşarsınız; ama adamın sizin ışığa değil de karşı tarafın ışığına baktığını ve sarı ışığın yandığını gördüğünden daha fazla zaman geçirmemek için kornaya yüklendiğini fark edersiniz . Ya o esnada karşıdan karşıya gecmeye çalışan herhangi bir yaya var ise, Allah onun tabanına kuvvet versin . Ondan sonra da kazalar ve ardından yurdumun insan manzaraları. Kendisine saygısı olmayan birinden başkasına saygılı olmasını beklemek akıl dışı olsa gerek.
Üniversitelerimizde bilim adamlarımız bilim ile uğraşmak yerine, bilim yuvalarını ekmek teknesine çevirerek , köhneleşmiş ideolojilerin yuvasına çevirdiklerinden Dünya Bilim sıralamasının en arka sıralarında yer almaktayız. Sebep mi ? Yine aynı gerekçeler: Bilime gereken önemi vermeyerek ve gereken saygıyı göstermeyerek hikmet kaygısı ile çalışmamak. Emek ve gayret yerine kolaycılıkla , bilimsel faaliyet yürütüyormuş görüntüsü vermek işi götürmeye yetiyor.
Ülkemizin üye olduğu OECD, Üye olmaya çalıştığı Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında konuşmalarında herhalde en fazla paradan konuşan; ama para kazanmayı beceremeyen ender toplumlardan biriyiz. Neden mi? Oda açık : Akılcı yöntemler ve bilgiler kullanmak yerine köhnemiş ve hiç bir geçerliliği kalmamış bilgilerimiz ve alışkanlıklarımızla taze bilgiler ve yöntemlermiş gibi faaliyetlerimizi yürütmeye çalışmamız. Kolaycılık ve beleşçilik anlayışı kanımıza işlemiş maalesef. Aslını olmak zor , o zaman kolayından oymuş casına rol yapalım, güzel güzel paramızı kazanalım, bırakırlarsa tabi!
Ülkemizde geçmiş yıllarda açık açık , şimdi ise gizliden gizliye ve zorla yürütülmekte olan toplum mühendisliği dayatmaları da aynı merkezden beslenen düşünce mahsulleridir. Zevahirde herkes demokrat, herkes özgürlükçü , herkes hukukun üstünlüğünü ve adaleti savunur; ama birileri demokrasinin kökleşmesi, özgürlüklerin yeşermesi, hukukun ayırımsız olarak herkesi eşitlikçi zeminde kucaklaması için bir şeyler yapmaya çalıştığında tu kaka olur. Neden mi? Çok açık: Çünkü ülkemizde “inandığın gibi olmak” veya olmaya çalışmaktan çok inanıyormuş gibi olmak ve davranmak asıldır da ondan.
Süleyman Bey veya Deniz Bey konuşmasının bir yerinde Ayet yada Hadis okursa bir mahsuru yoktur. Partileri de bu hareketlerinden dolayı herhangi bir kovuşturma veya kapatma gibi bir eylemle karşı karşıya asla kalmaz. Ancak Tayyip Bey veya Bülent Bey, değil ayet okumak, ima bile etseler hemen hukukun tokadını yerler. Niçin mi? Aynı sebeplerden ötürü. Asıl olan Gerçeği olmak değil ki gerçekmiş gibi davranmak ve böylece hem kendini hem de milletini yıllarca kandırmak .
Bir tarafta hayatının hiçbir aşamasında kendinden başka kimseye bir faydası olmamış, ülkesine ve milletine bir fidan bile dikmemiş, ülkesine sadece cüzdanı ile bağlı ; ama mangalda kül bırakmayan millet ve ülke koruyucu şövalyeler! Diğer tarafta ise yanlışı ve doğrusu ile yüreği vatanı için çarpan ; gece ve gündüz durmaksızın ülkenin önündeki tıkanmışlıkları açmak için mücadele eden bir Lider. Bu Liderin Ülkesine yıllarca yaptığı olağan üstü hizmetlerin karşılığında ise siyasetten uzaklaştırılması için devreye alınan türlü entrikalar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu iradesinin ortaya koyduğu Batılı Medeniyetlerin ulaşmış oldukları refah düzeyini yakalamak için zamanın şartlarında değerlendirilen ve Avrupa ekonomik Topluluğuna üyelik için yapılan başvuru ve ardından 1963 Yılında imzalanan Ankara Anlaşması. O günden bugüne tam 45 yıldır Avrupa Birliği için çalışıyormuş gibi yapıp ta hiçbir şey yapmayan, onlarca ilerici iktidar gelecek ve gidecek! Benimsediği idealleri ile bu ülkeye kalpten bağlı bir parti ise ilişkide çığır açacak bir dönemi başlatacak; ama her ne hikmetse gericilik damgasını üzerinden bir türlü atamayacak. Sebepse açık, halkına sağ gösterip sol vurmadan onlarla hemdert ve kendisi olmaya çalışması.
Sonuç olarak tepeden tırnağa toplumun her kademesine yerleşmiş olan iki yüzlülük ve riyakarlık hastalığından kurtulmadan adam olmamız zor. Önce kendimizden korkmayacağız. Kendimizle barışık olacağız. Kendimizi sevmeyi öğreneceğiz. Sonra kendimize , kendimizden olmayanlara ve başkalarına saygıyı öğreneceğiz. Öğreneceğiz ki başkalarından öğrenmek zorunda kalmayalım.
Salih Neftçi
Deniz Gökçe
Taner Berksoy
Resul Kurt
Uğur Gürses
Şahin Nursaçan
Doç. DR. Ünsal Ban
Ayson Karabağ
Yorum Yaz